Geçmişten Günümüze Yapılan Araştırmalarla bir çocuk dili nasıl edinir?

Dünya üzerinde var oluşundan bu yana, insan yeteneklerinin nasıl edinildiği hep merak konusu olmuştur. Sanatçı olunur mu doğulur mu? İyi bir sporcu olmak genlerle mi ilgilidir, yoksa sıkı antrenmanlarla iyi bir sporcu olunabilir mi? Bu sorulara kati ve kesin olarak tek yönlü bir yanıt vermektense, her iki tarafı da kapsayacak bir yanıt verilmelidir:

-      Sanatçı veya sporcu doğuştan gelen bir yeteneğe elbette sahiptir.

-      Bu yeteneği yaptığı çalışmalarla, eğitimle geliştirebilir; başkalarına göre daha alt seviyede olan becerisini egzersizlerle mükemmelliğe ulaştırabilir.

yetenekler

Olaya bir de diğer tarafından bakalım; doğuştan üstün yetenekli bir birey yeteneklerini geliştirecek bir faaliyette bulunmazsa, ihmal edilirse o kabiliyeti körelir, yok olur.

Tamamen genetik yeteneklerin bile değişmezliği söz konusu olamaz. Kahverengi gözle doğan çocuk lensle mavi gözlü olabiliyorsa, kısa boylu bir kadın topuklu ayakkabılarla uzayabiliyorsa günümüzde doğal şartların çevresel ayarlamalarla değişebildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

gunumuzde degistirebildiklerimiz

Çocuklarda dil edinimi ve gelişimi de, tıpkı yeteneklerimiz gibi; ‘doğallık, eğitim ve çevrenin etkileri’ çerçevesinde her zaman tartışma konusu olmuştur. Bir çocuğun dili nasıl edindiğiyle ilgili pek çok farklı kuram bulunmaktadır. Ben bu yazımda sizlere en çok tartışılan iki kuramdan bahsediyor olacağım. :)

dil becerisi

DAVRANIŞÇILAR (Behaviourism / Empiricist Theory)

1930 – 40'lara kadar araştırmacılar, gözlemlenebilir ve ölçülebilir davranışlarla ilgili veri toplamayı tercih ettiler ve araştırmalarını bunlarla sınırladılar. İşte o yıllarda dil ile ilgili araştırma yapan bilim adamları, dili diğer davranışlar gibi ‘öğrenilen bir davranış’ olarak gördüler. Dil yapılarını oluşturan zihinsel yapılara, gözlemlenebilir ve ölçülebilir olmadıkları için önem vermediler. Dilin dışarıdan görülebilen ‘performans’ kısmıyla ilgili çalışmalar yaptılar. Davranışçı kuramcılardan en önemlisi B.F. Skinner’dır.

b-f-skinner

Davranışçı kuramın öne sürdüğü görüşlere bir bakalım:

-      Dil, sadece insanların sahip olduğu bir beceri değildir, ama sadece insanlar gerçekleştirebilir ve kullanabilir.

-      Dil, diğer davranışlar gibi, taklit, koşullandırma, pekiştirme ve ceza ile öğrenilir. Yani, çocuk doğduğu andan itibaren çevresinden duyduğu sesleri, sözcükleri, cümle yapılarını taklit eder, bunları çevreden duydukça pekiştirir, yanlış veya bozuk bir yapı kullandığında, çevresinin bu yapıyı kullanmadığını anlar, düzgün yapıları duyar, kullanılmayan yapılar zamanla kaybolur, olarak nitelendirilir ve yanlışı bu şekilde öğrenir.

-      Dil ediniminde çevre aktif, kişi pasif konumdadır. Öğrenen bir ay süreçten etkilenen kişi olduğu için pasif konumdadır.

Çocuk yaşamına ‘boş bir dil tankı’ olarak başlar. Yani, ‘bomboş…beynimin odaları bomboş…’ :)

simspson beyin
dil ogrenme sureci

Çocuk yaşamına boş bir dil tankı olarak başlar, çevresinden aldığı dil girdileriyle bu tankı zamanla doldurur ve bir dil kullanıcısı haline gelir.

DAVRANIŞÇI KURAMIN YETERSİZLİKLERİ VE KATKILARI:

O dönemdeki çalışmaların azlığı göz önüne alındığında, bu yargılar bir insanın dili nasıl edinebildiğiyle ilgili bulunmuş oldukça değerli yargılardır. Eksikliklerinin olması çok doğaldır fakat diğer araştırmaların da önünü açmıştır. Bu kuramın eksikliklerine ve bilime katkılarına bir bakalım:

-      Çevredekiler sözcükleri her zaman pekiştirmezler. Aile içinde her zaman aynı tümceler, aynı sözcükler kullanılmaz. Eşler ‘ Her zaman doğru cümleler kuralım da çocuğumuz da doğrusunu öğrensin.’ gibi bir duyarlılığa sahip olamazlar. :)

-      Düzeltmeler de her zaman yapılmaz. İnsanlar günlük yaşamında oldukça fazla eksik ve bozuk tümce ve sözcük kullanabilir. Bu kurama göre, çocuk duyduğunu olduğu gibi öğrendiğine göre, çocuğun da bozuk ve yanlış konuşması beklenir, ancak durum hiç de öyle değildir. :)

cocuklarin dil ogrenmesi


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


-      İnsanın dili edinmesi gibi karmaşık bir konuyu ‘taklit’le açıklamak çok yetersizdir.

-      İnsan dilinin ‘yaratıcılık’ özelliği bu kuramla reddediliyor. Bu kurama göre zihinsel yapı önemli olmadığı için herhangi bir hayvan da yanında konuşulanları duyarak dili edinebilmeli, fakat böyle bir durum söz konusu değil tabii ki. Hayvanlar taklitle dili edinemediğine göre onlardan bir farkımız olmalı öyle değil mi?

Küçük bir ayrıntı: Hayvanların dili edinmesiyle ilgili yapılan deneylerde, özellikle şempanzeler üzerinde, dili belirli bir düzeyde ‘öğrendikleri’ görülmüştür. Öğrenmek, sonradan, eğitimle gerçekleşir; edinim ise doğal bir süreçtir. İnsan dili edinir, hayvanlar ise ancak öğrenebilir. Nitekim öyle de olmuştur, maymunlar belirli bir sayıda sözcüğü taklit etmeyi başarmışlardır, fakat asla bir insan kadar yeterli düzeyde dili kullanamamışlardır.

-      Tüm eksikliklerine rağmen, bu kuram sayesinde çevresel girdinin önemi fark edilmiştir. Dil edinmeyi oluştuğu çevreyle sınırlandırarak diğer kuramlara ışık tutmuştur.

Konuşma sorunu olan çocuklar için konuşma terapisi yapılmasının önünü açmıştır.

kus karikatur

DOĞUŞTANCILAR (Linguistic Model / Nativism)

Çocuğun konuşmasında genetik temelin etkilerinin (nature) mi yoksa çevrenin (nurture) etkilerinin mi ağır bastığı konusundaki tartışmalar 1960 – 70lerde önem kazandı. Dilin öğrenilen bir davranış olduğunu savunan davranışçılar, dili edinebilmesi için çocuğun sağlıklı bir anatomik ve bilişsel (mental) yapısının olması gerektiğini göz ardı ettiler. Doğuştancılar olarak bilinen kuramcılar ise insanın ‘dile özel bir yeterlilik’ ile doğduğunu, bu yeterliliğe çevrenin hemen hemen hiç etkisinin olmadığını savundular. Onlara göre, çocuktaki dil edinimi dürtüsü o kadar gelişmiştir ki; çok kısıtlı bir girdi olsa bile dili edinebilirler. Dolayısıyla, davranışçılar dil performansı ile ilgilenirken; doğuştancılar, çocuğun dil performansının kaynağı olan ‘bilgi’ (soyut anlamda) ile ilgilenmişlerdir.

cocuklarin konusmayi ogrenmesi

Bu kuramın en önemli temsilcisi Noam Chomsky’dir.

chomsky dil kurami

Doğuştancı kuramın öne sürdüğü görüşler ise şöyle:

-      Düzgün bir anatomik yapı varsa dil ‘kendiliğinden’ edinilir.

-      Dil ediniminde çevre pasif, kişi aktiftir. Çevre, bilişsel sürecin ancak tetikleyicisi olabilir.

-      Chomsky’nin bu kuramı öne sürmesinin altında yatan sebebi şu sözünden anlayabiliriz: ‘ İnsan doğası ve yeterlilikleriyle ilgilenen herkes, bütün insanların dili edinebileceği gerçeğini bilir.’

-      Hayvanlara bir dili öğretmek için çaba harcanır, fakat insanlar doğal bir süreç içinde dili edinir. Dil edinmede hayvanlarla bizi ayıran bir ‘bilinç’ söz konusudur.

beni hic anlamiyorsun maymunlar karikatur

-      İnsandan insana değişen tek şey ‘dil edinim düzeyleri’dir. İçinde doğulan dili herkes tam ve doğru şekilde bilir, ancak konuşma esnasında bazı hatalar yapılabilir. Dil, derin yapıda aynıdır, fakat yüzey yapıda farklılıklar gösterebilir. Dilin zihinsel boyutu edinç (competance), çıktı boyutu edim (performance) olarak adlandırılmıştır. Yani insan bildiği kadarını konuşmaz. Daha da somutlaştıralım; bir kat trilyona kadar sayma yeteneğine hepimiz sahibiz, ancak ‘Haydi say!’ denildiğinde sayılar ilerledikçe tökezleyebiliriz. :)

-      Dil ediniminin biyolojik bir süreç olduğu, ‘evrensel ve aynı’ oluşu ile de kanıtlanabilir. Dünya üzerinde her çocuğun dil edinim sırası aynıdır. Aynı hataları yaparak büyürler. Örneğin, her çocuk tek sözcükle dili kullanmaya başlar: ‘baba, papa,mama’ gibi. Her çocuk aynı hataları yapar: eklerin yanlış kullanılması, ‘goed, fishes’ gibi.

-      Chomsky, dil ediniminde benzer gelişim taşlarını, her insanın doğduğunda zihninde getirdiği bir ‘dil edinim düzeneği (ded)’ne bağlar. İnsan boş bir dil tankıyla değil, her dili edinmeye elverişi bir dil edinim düzeneğiyle doğar. Bunu bir uçağın kara kutusuna benzetebiliriz.

dil edinimi

 

DOĞUŞTANCI KURAMIN YETERSİZLİKLERİ VE KATKILARI

Dil edinimine daha olgun ve oturaklı açıklamalar getiren bu kuramın katkıları çok büyük olsa da eksiklikleri de yok değil:

-      Çevresel girdiye hak ettiği önemi vermemesi bu kuramın en büyük eksikliğidir. Vahşi çocukların dili neden edinemediğini unutmayalım…

-      Dilin zihinsel boyutuyla ilgilenirken performansa dökülen çıktılarıyla ilgilenilmemiştir. Günlük hayatta kullanılan tümcelerin anlamları değil ‘yapıları’ bu kurama göre daha önemlidir.

-      ‘İdeal bir dil kullanıcısı’ üzerine temellendirilen bu kuram, yetişkinlerin verilerine dayanmaktadır. Dilin kullanım boyutla ilgilenilmediği için bir idealleştirme söz konusudur.

-      Her şeye rağmen bu kuram, dilin zihinsel boyutunun keşfedilmesini sağlamıştır.

İnsanın konuşması nasıl ‘öğrendiği’nin geçmişten beri bir merak konusu olduğunu bu ve diğer kuramlar sayesinde öğreniyoruz. Hatta insanın dili öğrenmediğini, edindiğini öğrenmiş olduk! :) Diğer bilim dallarına göre geç başlamış ve ilerlemiş dilbilim çalışmalarının ataları kabul edilen bu kuramlar, dilbilimciler için büyük veriler sağlamaktadır, bugüne ışık tutmaktadır. İnsanı, kendimizi, dilimizi keşfetmemiz için her gün başka başka çalışmalar yapılmakta ve insan dilinin hiç bilinmeyen yönleri gün yüzüne çıkmaktadır. Kendimizi hafife almayalım, şahane yaratıklarız… :)

 

Yorumlar

Giris Yapınız

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.

Üye Ol Giriş
Facebook ile Giriş
veya
Şifremi kaybettim
Üye Ol Giriş
Facebook ile Giriş
veya
Doğrulama için mail adresinizi kontrol ediniz.
Üye Ol Giriş
Üye Ol