En son gönderiler

Eskisiyle Yenisiyle Kayak Takımları
5
Eskisiyle Yenisiyle Kayak Takımları
7

Eskisiyle Yenisiyle Kayak Takımları

08 Mayıs 22:20
210
Kayak, insanlık tarihi kadar eski bir tarihi yaşanmışlığa sahiptir. Kayağın en ilkel şekli, tarih öncesi çağlarda insanların karda batmamak için ayaklarına bağladıkları ağaç parçaları olarak bilinmektedir. Bu bağladıkları ağaç parçalarının kayganlığını azaltmak için, tabanlar katran veya deri ile kaplanmaya başlamış. İlk kayaklar, çeşitli farklı ağaçlardan yapılmış olup tarihçesi 5000 yıl öncesine kadar dayanmaktadır. O zamanlar için, ihtiyacın doğurduğu bir buluş iken; şimdilerde milyonlarca insanın severek yaptığı bir etkinlik ve profesyonellik gerektiren bir spor dalı.Daha önce kayakçılar, kayakların ayaklarına direk bağlı olmasından dolayı sürekli sakatlanıyordu. Norveç-Amerikan kayak şampiyonu Hjalmar Hvam, omurgası kırıldığında hastanede yatarken aklına gelen burundan bağlamalı kayak bağlamasını tasarladı. Böylece kayakçılar için devrim niteliğindeki bugünkü güvenli bağlamaların temeli atıldı. Bu temel ışığında, teknolojinin her güzelliğini adapte eden kayak malzemeleri bulmak artık mümkün. Şimdilerde, renk renk ve çeşit çeşit kayak takımları mevcut. Teknoloji geliştikçe, yaşamın her alanına sirayet ediyor. Geliş bakalım teknoloji, geliştir bizi ama sence de biraz hızlı gitmiyor muyuz? :)
İlkel Yataklardan Günümüz Yataklarına Uyku Serüveni
5
İlkel Yataklardan Günümüz Yataklarına Uyku Serüveni
5

İlkel Yataklardan Günümüz Yataklarına Uyku Serüveni

27 Nisan 23:00
272
Tarihte var olmadığı bir zamanı aklımıza dahi getiremesek de yatakların da bir doğuş süreci var. Bugün konumuz yatak:10.000 yıl önce: Neolitik çağda yaşayan insanlar ilk kez ilkel yataklarda uyumaya başladılar.Milattan önce 3400:Mısırlı firavunlar yerden yüksekteki bir şiltede uyumanın yararlarını keşfettiler. Tutankamon’un abanoz ağacı ve altından yapılmış bir yatağı vardı. Halktan insanlar ise evlerinin bir köşesine yığılmış palmiye yaprakları üzerinde uyurdu.Roma imparatorluğu:İlk lüks yatak tarihte yerini aldı. Altın, gümüş ve bronz kullanılarak yapılmış yatağın saz, ot, yün ve tüyle doldurulmuş bir de şiltesi vardı.Ayrıca,Romalılar su yatağını keşfetti. Uyuyacak kişi içi su dolu bir beşiğe uykusu gelene kadar uzanırdı. Daha sonra hemen yanında duran ve içinde bir şilte olan beşiğe geçerek uykuya dalardı.Rönesans:Bezelye kabukları, saman ve bazen de tüyle doldurulmuş kaba yatakların üzeri değerli kadifeler, sırmalı kumaşlar ve ipeklerle kaplanırdı.16. ve 17. yüzyıl:16. Louis yatakta zaman geçirmeyi çok severdi. Hatta önemli toplantılarını dahi yatak odasında yaptığı olurdu. Kayıtlara göre birbirinden farklı özelliklere sahip 413 adet yatağı vardı.18. yüzyılın sonları:Demirden ve pamuklu şilteden yapılmış yataklar artık haşeratlar için daha az çekici bir ortam yaratıyordu. O zamana kadar kralın yatağında bile haşerat görmek çok sıradan bir durumdu.1865:Bu yılda, ilk yaylı yatağın patenti alındı.1930’lar:Yaylı ve üzeri kapitone kumaş kaplı yataklar yaygın hale gelmeye başladı.1950’ler:Sünger yataklar ve yastıklar marketlerde yerini aldı.1960’lar:Modern su yatağı üretildi.1980’ler:Şişme yatak üretildi.1990’lar:Çift kişilik yataklar iyice büyümeye başladı. Queen size (Kraliçe boyutu) denilen yataklar piyasayı ele geçirdi2000’ler:Bugünlerde uykunun öneminin daha da iyi anlaşılmasıyla birlikte; kaliteli uyku, uyku sağlığı gibi modern kavramlar doğdu. Dolayısıyla yatak teknolojisi de her an değişmeye ve gelişmeye devam ediyor.Meraklısına bkz: yastığın tarihçesi
Eskisiyle Yenisiyle Kız Kulesi
10
Eskisiyle Yenisiyle Kız Kulesi
9

Eskisiyle Yenisiyle Kız Kulesi

25 Nisan 21:00
334
Üsküdar açıklarındaki Kız Kulesi’nin bulunduğu kayalıklarda ‘insan yapısı’ bir bina bulunduğuna dair ilk kesin bilgiler 12. Yüzyıla dayanıyor. Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos’un, Boğaz’ın Marmara’yı gören tarafına iki adet savunma kulesi yaptırdığı kaydediliyor. Biri şu an Kız Kulesi’nin bulunduğu yerde, diğeri de Sarayburnu kıyılarında olan bu kulelerin arasına İstanbul’a yönelik saldırıları önlemek ve ticari gemilerin vergi kaçırmasını önlemek için zincir geriliyor.Bizans vakanüvisleri de, Osmanlı Sultanı Orhan Bey’in Üsküdar’a kadar geldiğini, Sultan Orhan’ın kayınpederi Kantakuzenos’un ise karşı kıyıdan Kız Kulesi’ne kadar gelerek buradan Sultan Orhan’a elçiler gönderdiğini kaydediyor.Fetih sırasında da Venedik’e ait bir deniz birliğinin burayı üs olarak kullandığına dair bilgiler var. Fetih’ten sonra, Fatih Sultan Mehmet Kız Kulesi’nin bulunduğu yere bir kale yaptırmış. Kız Kulesi, Fetih’ten sonra çeşitli zamanlarda onarılıyor ve bazı değişikliklere uğruyor. Kulenin Osmanlı dönemindeki son büyük onarımı 2. Mahmut döneminde (1808-1839) yapılıyor. Hattat Rakım’ın kitabesiyle belgelenen bu onarım (H. 1248/M. 1832-33), Kız Kulesi’ne bugünkü şeklini veriyor. Kule daha sonra 1943 yılında içeriden betona çevriliyor.Kız Kulesi hangi amaçlarla kullanıldı?Başlangıçta, savunma amacıyla inşa edilen Kız Kulesi bu özelliğini Osmanlı döneminde de bir süre yerine getirmiş. Ancak, İmparatorluğun sınırları genişledikçe savunma amacı önemini kaybetmiş. Bunun yerine, denizcilere yol gösteren bir fener olma görevi üstlenmiş.Kız Kulesi; bayramlarda, cülus merasimlerinde (Osmanlı’da, tahta çıkacak şehzadenin padişahlığının ilan edilmesi dolayısıyla yapılan merasim) , İstanbul’a önemli ziyaretçilerin geldiği günlerde merasim toplarının atıldığı başlıca yerlerden biri oluyor.Sürgüne gönderilen ya da -nadir de olsa- idam edilen önemli şahsiyetlerin bu kulede gözetim altında tutulduğu dönemler de olmuş. Kız Kulesi, 1830’da patlak veren kolera salgınında da karantina hastanesi olarak kullanılıyor.  Cumhuriyet’in ilanından sonra bir süre daha deniz Feneri olarak kullanılan Kız Kulesi, 1964 yılında Savunma Bakanlığı’na devredilmiş. Buradan da, 1982’de Denizcilik İşletmeleri’ne geri iade edildi.Şimdilerde ise, hafta sonları ve akşam saatlerinde ay ışığının da yardımıyla karşısına geçip çay içmek bambaşkadır. Ama yok bana o yetmez, illa kız kulesine çıkmak istenirse de küçük sandallar yardımıyla ulaşılıyor. Karnınızda acıkırsa, kız Kulesi restoranda yemeğinizi gene güneşin batışına karşı yiyebilirsiniz.Akşam çekilen Kız Kulesi resimlerini birçoğumuzun telefon ve bilgisayar ekranında görüyoruz. Buna rağmen, özellikle akşam saatlerinde fotoğrafçıların uğrak noktası. Kim bilir, belki de ülkedeki en çok fotoğrafı çekilen yer olabilir. Gündüzleri ise düğün veya nişan çekimleri için sıkça kullanılan bir yer haline geldi.
Bizimle Beraber Büyüdü GTA
2
Bizimle Beraber Büyüdü GTA
2

Bizimle Beraber Büyüdü GTA

21 Nisan 21:00
211
Bilgisayarı ilk kullandığımız yılların,efsanevi video oyunu:Grand Theft Auto,yani GTA.Aslında çoğumuz bu serüvenin Tommy’li Vice City’le başladığını biliyoruz fakat yanılıyoruz…Efsanenin Başlangıcı:Grand Theft AutoSerinin 1997 yılında, piyasaya sürülen ilk oyunudur.Şimdiki Rockstar North, o zamanın DMA Design’i, Grand Theft Auto’yu tasarladı ve dağıtımını ASC Games üstlendi.Oyunda bir senaryo var, o senaryoda oynanılır.Görevler yapılarak; para, araç, silah ve araba kazanılır.Bakmayın böyle durduğuna, büyüyünce çok can yakacak (:Grand Theft Auto:London,19691999 yılında piyasaya sürülmüştür.Serinin çıkan ilk oyunu ile aynı motora sahiptir, aslında eklenti paketidir de diyebiliriz.Grafiği ve oynanışı aynıdır.Fakat senaryo değişmiştir ve eklentiler yapılmıştır.Adamımız Sid Vicant’dır. Senaryo bu karakterin etrafında döner.Yapımcılığını yine DMA Design üstlenmiştir.Yayımcılığını ise iki adet firma üstlenmiştir.BMG İnteractive ve ASC Games.Grand Theft Auto 2Aksiyon kaldığı yerden devam eder.Yine 1999 yılı içinde piyasaya sürülen, serinin devam oyunu.DMA Design tarafından tasarlanan oyun, Rockstar Games tarafından dağıtılmıştır.Oyunda; mafyalar ve çeteler kol gezer.3 Boyuta Giriş: Grand Theft Auto 32002 yılında,DMA Design tarafından tasarlanır ve Rockstar Games tarafından dağıtılır.Serinin kaderini değiştiren, serideki ilk defa 3 boyutlu oyun motoru kullanılan ve devam oyunları için ilham kaynağı olan,dönüm noktası,GTA 3.Oyun,Liberty City adlı kurgusal bir şehirde oynanır.Senaryosu oldukça geniştir.Claude adlı karakterimizin,intikam alma çabası işlenir.Efsanenin En Değerli Parçası: Vice City2002 yılında Rockstar North tarafından tasarlanır, Rockstar Games tarafından dağıtılır.Oyun kurgusal şehir Vice City’de geçer.Ana karakterimiz Tommy Vercetti’dir.Başından geçen olaylar, ihanetler, tuzaklar, savaşlar ve hesaplaşmalar işlenir oyunda.Ülkemizde ise bu oyun yıllarca oynanmış, oyun için onlarca yama yapılmıştır.Grand Theft Auto:San AndreasYine Rockstar North’un yapımını üstlendiği ve Rockstar Games’in dağıtımını yaptığı oyun, Ekim 2004’te piyasaya sürülmüştür.Ana karakterimiz Carl Johnson’dur.Yani CJ…Oyun,1992 yılında Liberty City’den Los Santos’a dönen CJ etrafında döner.Karakterin geliştirilmesi ve karakter üzerinde değişiklikler yapılabilmesi ilk defa San Andreas’ta karşımıza çıkıyor.Oyunun senaryosunun oluşturulmasında 1992 Los Angeles olayları etkili olmuştur. Nitekim, oyun da 1992 yılında geçer.Grand Theft Auto: AdvanceOyun; oynanışı ve grafikleri itibari ile Grand Theft Auto 1 ile aynı özellikleri taşır.Oyunda,Grand Theft Auto 1’in öncesi anlatılır.San Andreas’ın piyasaya sürülmesinden 2 gün sonra,26 Ekim 2004’te piyasaya sürülmüştür.Ana karakter Mike’dır.Grand Theft Auto:Liberty City StoriesOyun, Ekim 2005’te Playstation için piyasa sürülmüştür.Oyun, Liberty City’deki mafya hesaplaşmalarını işler.2015 ve 2016 yıllarında ise yenilenerek, İOS ve Android için piyasaya sürülmüştür.Grand Theft Auto:Vice City Stories25 Ekim 2006’da piyasaya sürülen, Rockstar Leeds ve Rockstar North’un tasarladığı, Rockstar Games’in dağıtımını yaptığı bir PSP oyunu.2007 yılında Playstation için de geliştirilmiştir.Ana karakterimiz,Victor Vance’dir.Victor Vance’nin 1984 yılında Vice City’de yaşadığı olayları işler oyun.Grand Theft Auto IV29 Nisan 2008’de Rockstar Games tarafından piyasaya sunulmuştur.Oyunda serinin diğer oyunlarına göre çok daha gerçekçi tepkiler ve grafikler kullanılmıştır. Oyun, Liberty City’de geçmektedir.Ana karakterimiz Niko Bellic’tir.Konusu ise Doğu Avrupa’daki savaştan gazi olarak kurtulan Niko Bellic’in Amerika’ya gelmesi ve başından geçen olaylardır.Rockstar Games,oyunu piyasaya sürdüğü ilk hafta 500 milyon dolar hasılat elde etmiştir.Grand Theft Auto IV İçin 2 EklentiTüm dünyada satış rekorları kıran ve başarı yakalayan Grand Theft Auto IV, ileriki dönemlerde 2 farklı eklenti ile karşımıza çıkar.2009 yılında oyun konsolları için ve 2010 yılında PC için piyasaya sürülen bu iki eklenti ile, GTA IV macerası devam eder.Grand Theft Auto:The Lost and Damned ve Grand Theft Auto:The Ballad of Gay Tony birlikte satışa sunulur.Grand Theft Auto: Chinatown WarsRockstar Games’in 2009 yılında Playstation Portable ve Nintendo DS için piyasaya sürdüğü oyundur.Çin mafyalarının hesaplaşmalarını konu edinir.Grand Theft Auto VRockstar North tarafından tasarlanan ve Rockstar Games tarafından 2013 yılında piyasaya sürülen, Grand Theft Auto serisinin şu ana kadarki en son oyunu.Oyunda kullanılan harita, daha önce hiç olmadığı kadar büyüktür.Oyunda 3 farklı ana karakter vardır; Michael, Franklin, Trevor.Her bir karakterin yetenekleri farklıdır.Piyasaya sürüldüğü andan itibaren onlarca ödül kazanmıştır.Kullanılan oyun motoru ve grafik çok daha gelişmiş olduğundan bilgisayar ortamında oyunu oynamak için gelişmiş sistem özelliklerinin olması gerekir.Grand Theft Auto VIHeyecanla bekleniyor, çıkış yılının 2020 olduğu tahmin ediliyor.Harita büyüklüğünün Amerika’nın gerçek fiziki haritası kadar olabileceği söyleniyor.Tüm dünyanın merakla beklediği bu oyunu, dudak uçuklatacak kadar gerçekçi görebiliriz…Yaş fark etmeksizin, herkesin hala büyük heyecanla oynayabileceği Grand Theft Auto serisinin gelişim sürecini inceledik…Canınız çektiyse oynayın derim, kafa dağıtmaya bire bir (: 2002'den 2017'ye Knight Online için buraya bakabilirsiniz.
Sağlık, Nazar ve Aşk için birebir iyi gelen renk Kırmızı ve Kutsal Kına
6
Sağlık, Nazar ve Aşk için birebir iyi gelen renk Kırmızı ve Kutsal Kına
5

Sağlık, Nazar ve Aşk için birebir iyi gelen renk Kırmızı ve Kutsal Kın

20 Nisan 12:30
375
Günümüze Değin Kına ve Kına Yakma GelenekleriKına, kına ağacının yapraklarının dövülmesi ile elde edilir, toz halindedir. Günümüzde çoğunlukla saçları boyamakta kullanılırken, gelenekler içinde kına gecesi denilen gecede de avuç içinin ya da parmak uçlarının boyanmasında kullanılır.Eskiler kınanın serinletici özelliğinden faydalanıyordu. Çöl insanları bu serinletici özelliği için el, ayak ve avuç içlerine kınayı yakarken, cilde iyi geldiğini de anlamışlardı. Yüzyıllar önce kınanın uzun süre iyileşmeyen yaraları iyileştirdiğini, el ve ayaklardaki sorunlara, kaşıntılara iyi geldiğini de görünceşifa özelliğini de keşfetmişler.Aldığı kırmızı-kahve renginden ötürü de daha çok kadınlar süslemede kullanmaya başlamış kınayı. Kadınlar önceleri saçlarını kına ile boyuyorlardı. Kına yakılan saçlar hem güzel kokuyor, hem de daha sağlıklı, canlı görünüyordu, hala da öyle :)Anneannem vefat edene kadar saçları kınalı ve bildiğimiz o güzel kırmızıydı. Eski kadınların güzellik malzemesiydi kına. Kadınlar ellerine, tırnaklarına da yakmaktaydılar.Aslında sevinçli, kutlamalı geçiş dönemlerinde kına hep yakılmış, onun kutsallığına inanılmış.Erkeklerin sakallarına da yaktıkları kına, İslamiyet'te sünnet olarak görülmektedir. Erkek çocuklarının sünnet düğünlerinde ellerine ya da serçe parmaklarına da kına yakılıyordu. Evleneceği zamanda damadın serçe parmağına kına yakılmaktadır, bu gelenekler hala sürüyor.Gelinler için düzenlenen kına gecesi geleneği ise Kuzey Afrika, Güneydoğu Asya, Arap Yarım Adası, Yakındoğu ve Güney Asya’da da görülmektedir, tabi bizlerde de.Kına Gecesi nedir?Evlilik öncesi eşleri birbirine sevgi ile ömür boyu bağlamak amacıyla kına yakıldığı söylenir. Türk-İslam geleneğinde yer bulan bu adet, evlilik öncesi perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılır. Kınanın evlenecek çifti nazardan koruduğu da söylenir. Kına gecesi, kadının evlilik öncesi anne baba evinde geçirilecek son gecesi gibi düşünülür ve o gece de evlenecek olan genç kadın arkadaşları ile buluşur, ellerine kına yakılarak ana-baba ocağından, üzüntüyle ayrılıp, yeni bir yaşama ve kendi evine gidişi söylenen şarkılarla da duygusal bir şekilde anlatılır. Tabi hepimizin bildiği “yüksek yüksek tepelere…” diye başlayan, özellikle gelin adayını ve anneyi ağlatan şarkılarla geçer kına gecesi. Evlenecek olan genç kadın ellerini önce açmaz, kayınvalidesi altın hediye edince, kına yakılması için ellerini uzatır. Kına gecesine özellikle hem gelin hem damat tarafının kadınları ve gelinin arkadaşları katılır. İki tarafın kadınları da bu sayede daha iyi tanış olurlar. Kına gecesine özel giysiler yapılır, gelin adayı bindallı denilen giysiyi giyer.Eskilerin duygu yüklü kına geceleri, son dönemlerde artık mini düğün gibi eğlenceye dönüştü. Organizasyon şirketleri ile anlaşarak, evlenecek olan genç kadın arkadaşları ile eğlenmektedir. Eski kına gecelerinde damadın olmadığı, hatta düğüne kadar gelinle pek görüşmediği zamanlardan, artık damatlarında katılım sağladığı, kınaya uğrayıp vakit geçirdiği, eğlenceye ortak olduğu kına gecelerini görüyoruz.Mezuniyet kınası diye bir şey duydum, hiç tanık olmadım ama üniversiteden mezun olan genç kadınlar, eğlenceli, mezuniyet kınası yapmaya başlamışlar.Kendine has kokusu ve o zalim güzel kırmızı rengi ile sevgi ve aşkı da tetikler kına. Eskilerden günümüze Hintlilerden gelen kına dövmelerinin bedendeki muhteşem görsel şovu da günümüzde hala vazgeçilmez güzellikte.
Eskisiyle Yenisiyle Türklerin Kullandığı Takvimler
3
Eskisiyle Yenisiyle Türklerin Kullandığı Takvimler
2

Eskisiyle Yenisiyle Türklerin Kullandığı Takvimler

20 Nisan 11:30
277
Takvim, zamanı belirli periyotlara bölerek ihtiyaçların şekillendirilmesi amacıyla bulunmuştur. Genelde ticari, sosyal ve dini amaçlar için takvim uygulamaları geliştirilmiştir. İlk takvimin Mısırlılar tarafından bulunduğuna dair düşünceler vardır. Nil Nehrinin taşkınlarını hesaplamak için yapılan takvim güneşi esas alarak yapılmıştır. Türklerde İlk Takvim- 12 Hayvanlı TakvimTürklerin İslamiyet’i kabul etmeden önceki kullandığı takvimdir. Güneş yılını esas olan 12 hayvanlı Türk takviminde bir yıl 365 gün olarak bölünmüştür. Ve değişen her yıl bir hayvanın ismi ile anılmıştır. Türklerin yanı sıra Çinliler, Moğollar ve Hintliler de 12 hayvanlı takvimi kullanmıştır. Günümüzde ise Orta Asya’da hala bu takvimi kullanan bölgeler bulunmaktadır. Hicri TakvimHicri takvim, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra kullanmaya başladığı takvimdir. Ay yılına göre düzenlenmiş ve Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçünü başlangıç noktası olarak almıştır. 1926 yılında yürürlükten kalkan Hicri takvim günümüzde hala dini günleri belirlemek amacıyla kullanılmaktadır.Celali TakvimSelçuklularda Celaleddin Melikşah dönemlerinde kullanılmaya başlayan takvimdir. Güneş yılı temel alınarak hazırlanan ve bahar bayramı olan Nevruzu başlangıç olarak kabul eden Celali takvimin amacı mali işleri daha kolay yürütebilmektir.Rumi TakvimCelali takvim gibi mali işleri daha kolay yürütebilmek amacıyla Bizans takvimine göre hazırlanan bir takvimdir. Hicri takvim ile birlikte 1926 yılına kadar kullanılmıştır. Hicret’i başlangıç alan Rumi takvim 1982’ye kadar mali yılbaşını mart ayı olarak kabul etmiştir.Miladi TakvimMiladi takvim, dünya üzerinde en eski takvimlerden biridir. Mısırlılar tarafından oluşturulan takvim Romalılar tarafından geliştirilmiştir. Roma imparatoru Cesar’dan sonra sabit olarak kullanılmaya başlanmıştır. Hz. İsa’nın doğumu başlangıç olarak kabul edilmektedir. Ve Türkiye’de 1926 yılında kullanılmaya başlanmıştır.
En Çok Kullanılan Alkollü İçecek Biranın Tarihçesi
0
En Çok Kullanılan Alkollü İçecek Biranın Tarihçesi
1

En Çok Kullanılan Alkollü İçecek Biranın Tarihçesi

19 Nisan 17:30
251
Bira, özellikle arpa maltının mayalandırma işlemi ile üretilen bir alkollü içecektir. İçerisinde şeker ve şerbetçiotu içermektedir. Şerbetçiotu, iştah artırıcı, idrar artırıcı ve sakinleştirici etkilere sahip bir bitkidir. Dünya üzerinde sudan ve çaydan sonra en çok tüketilen içecek biradır. Bunları birçoğumuz biliyordu fakat nasıl ve nereden geldiğini biliyor musunuz? İlk BiraM.Ö. 10000’den itibaren tarım hayatına geçen insanlar, üretip tükettikleri tahılın mayalanması sonucu tesadüfi olarak biranın atasını bulmuştur. Fakat günümüzde yapılan araştırmalara ve arkeolojik kazılara göre M.Ö. 4000 yıllarında bira ile ilgili kalıntılara ulaşmışlardır. Mezopotamya ve Anadolu çevresinde bulunan kalıntılar Sumerlerin ticaret kolonilerinin bulunduğu bölgelerde ortaya çıkmıştır.Biranın ÜretimiÜretilen tahılların kavrulup ezilerek bulamaç haline getirilmesi biranın da üretimi için ön ayak olmuştur. Bu bulamacın içine kızdırılmış taşlar atılarak bulamaç pişirilmekte ve bu şekilde tüketilmektedir. Bu yöntem aynı zamanda biranın üretiminde kullanılan bir yöntemdir. Özellikle Avusturya’da taş birahaneleri bu yöntemle 19. Yüzyıla kadar bira üretmişlerdir. Yunan Mitolojisinde BiraYunan mitolojisine göre, Dionysos Tanrısı ilk başlarda Mezopotamya bölgesinde bira tanrısıymış. Orada milletlerin çok savaşmasından usanıp Yunanistan’a gelmiş ve burada şarap tanrısı olmuştur. O dönemlerde içilen bira, içerisinde şerbetçiotu içermemekteydi. Aroma verici olarak kullanılan şerbetçiotu 13. Yüzyıl civarlarında rahipler tarafından keşfedilmiş ve biraya katılmıştır. “Ale” yani şerbetçiotu olmayan biralar günümüzde de üretilmektedir. Damak tadına göre insanlar içtikleri birayı seçebilmektedir. Balayı Nasıl Ortaya Çıkmıştır?Milletler, yaşadıkları bölgelere göre bira üretimi yapmışlardır. O bölgede hangi ürün daha fazla ise onu fermante ederek bira üretmişlerdir. Örneğin Babiller, M.Ö 2000’li yıllarda düğünlerde kutlama amacıyla bal birası içerlerdi. Hatta düğünden bir ay sonrasına yetecek kadar bal birası kayınbaba tarafından damada verilirdi. Bu sayede onun kudretinin artacağı düşünülürdü. İşte günümüzde balayı kavramının çıkış noktası da burasıdır. Osmanlı’da Bira1840’lı yıllarda Osmanlı’nın Avrupa’ya açılması biranın da Osmanlı’ya girmesini sağlamıştır. Bu yıldan sonra birahaneler açılmaya başlanmış ve bira tüketimi her yıl artarak çoğalmıştır.Günümüzde BiraGünümüzde bira bin bir çeşitte üretilmektedir. Farklı fermante şekilleri ile üretilenlerden en çok tüketilen şekillere kadar üretim yapılmaktadır. Bira satılan bir yere girdiğinizde her damak zevkine uygun farklı bir bira bulmaması içten bile değildir. Dünyada en çok sevilen alkollü içeceklerden bir diğeri, tekilanın tarihi için tıklayın
Geçmişten Günümüze Okuryazarlık
1
Geçmişten Günümüze Okuryazarlık
2

Geçmişten Günümüze Okuryazarlık

18 Nisan 10:00
262
Tarih boyunca insanlar farklı diller geliştirmiş ve bunları yaşadıkları bölgeye yaymışlardır. Bu sayede yavaş yavaş okuryazarlık oranı artım göstermeye başlamıştır. Fakat eski dönemlerde bilgiye ulaşmanın zorluğu okuryazarlık oranının düşük olmasına neden olmuştur. Gelişen teknoloji ile insanların bilgiye ulaşması daha kolay bir hale gelmiştir. Bu sayede her geçen yıl okuryazarlık oranı yüksek oranlarda artım göstermiştir. Ülkemizde 1928 Yılı ile OkuryazarlıkÜlkemizde okuryazarlık 1 Kasım 1928 yılında ilan edilen harf devrimi ile okuryazar seferberlikleri başlatılmış o yıllarda %11 olan okuryazar oranı bir anda büyük bir artış göstermiştir. Harf devrimiyle Halk Mektepleri ve Gece kursları yerini Millet Mekteplerine devretmiştir. Bu sayede öğretmenler ve aydın kesim okuryazar seferberliklerine büyük oranda destek olmuştur. Bu desteklerin sonucunda, yaklaşık 597 bin kişiye okuma ve yazma öğretilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Okuryazarlığa KatkısıTürk Silahlı Kuvvetleri, 1928’den sonra okuryazarlık seferberliğinde büyük rol almıştır. 1958 yılında okuryazarlığın artırılması için daha düzenli bir eğitim verilmesi amacıyla TSK, verdiği eğitimler sonucu 15 yılda yaklaşık 530 bin askere okuma yazma öğretilmiştir. Hatta UNESCO, TSK’ya bu başarısına dünyanın en başarılı ve düzenli halk eğitimi unvanını vermiştir.100. Yıl SeferberlikleriUlu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yılı şerefine millet mekteplerinden sonraki en büyük seferberlik başlatılmış bu sayede yaklaşık 4 milyon insan okuma yazma öğrenmiştir.90’lı Yıllardan Sonra Okuryazarlık1992 yılında Dünya okuma yazma gününe özel olarak tekrar seferberlik başlatılmıştır. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgesinde kapsamlı çalışmalar yaparak okuryazarlık oranı artırılmıştır. 2013 yılında yapılan sayımla ülkemizde okuryazar oranı %95.78’tir. Hala yapılan seferberlikler ile bu oranı %100’e çıkarmak hedeflenmektedir.